Dünyanın Şeklinin Sonuçları Nelerdir

Bu yazımızda Dünyanın şeklinin sonuçlarının neler olduğuna kısaca değineceğiz. Konuya ilişkin soruları olanlar merak ettiklerinin yanıtlarını yazımızda bulabilir.

Dünyanın şekli; kutuplarda basık, ekvator’da şişkin “Geoid” biçimindedir.   Dünya’nın bu şekle sahip olmasının nedeni; kendi ekseni etrafında dönerken zamanla setleşmesidir. İşte dünyanın geoid şeklinin sonuçları ise şunlardır;

1. Bu şekilden dolayı ekvator’un yarıçapı kutuplar yarıçapından daha uzundur.
2. Ekvatorun uzunluğu meridyenlerden daha uzundur.
3. Ekvator kutuplara göre daha sıcaktır. Çünkü güneş ışınlarının geliş açısı ekvatordan kutuplara doğru azalır.
4. İki meridyen arası uzaklık ekvatordan kutuplara doğru azalır.
5. Dünyanın bir tarafı aydınlık diğer tarafı ise karanlık olur.
6. Dünyanın dönüş hızı ekvatordan kutuplara doğru azalış kaydeder.
7. Kutup yıldızının görünme açısı enlemlere göre değişir.
8. Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açıları değişir.
9. Paralel dairelerinin boyları kutuplara doğru azalır.
10. Ekvator ve kutuplarda termik kökenli basınç merkezlerinin hakim olur.         11. Çizgisel hız ekvator’dan  kutuplara  doğru azalır.                                                         12. Yer çekiminin her yerde farklı seyretmesine neden olur. Ekvatorda yer çekimi fazla kutuplarda ise azdır.                                                                                                13. İklim kuşakları oluşur.

Kaplıcanın İnsan Vücuduna Yararları Nelerdir

Bu yazımızda kaplıcanın insan vücuduna yararlarının neler olduğuna kısaca değineceğiz.

Kaplıca; Yeraltından kaynayarak yeryüzüne çıkan sıcak, şifalı sular üzerine kurulan hamamların genel adıdır. Bu tür hamamların insan sağlığına faydası oldukça büyüktür. İşte insan vücudundaki sistemler ve bunlar üzerinde kaplıcanın etkileri;

Böbrek ve idrar yolları hastalıkları: Kronik ve ödemsiz böbrek iltihaplarına, mesane iltihapına, idrar taşlarına ve prostat iyi gelir.

Deri Hastalıkları: Tuzlu, kükürtlü ve çamurlu suları bünyesinde bulundurduğu için tüm cilt rahatsızlıklarına iyi gelir.

Göz Hastalıkları: Kükürt ve iyot barındırdığı için gözlere iyi gelir.

Mide ve bağırsak hastalıkları: Ağır mide nezlesi, mide tümörü, sifilitik gastrit ve pilor daralmalarında kaplıcalardan faydalanılmaz. Kronik gastrit, kronik bağırsak nezlesi, bağırsak gazları, hazımsızlık ve kronik kabızlıklarda ise; hidrokarbonatlı, sülfatlı sulardan faydalanılır.

Romatizmal hastalıklar: Kronik romatizmal hastalıklarına tuzlu, karbonatlı, sülfatlı, kükürtlü sular iyi gelmektedir.

Safra kesesi ve Karaciğer hastalıkları: Safra kesesi, karaciğer, pankreas hastalıklarına; karbonatlı,  sülfatlı sular iyi gelmektedir.

Sinir sistemi hastalıkları: Siyatik, lumbago, nevralji, nevrasteni, psikasteni ve nevroz gibi sinir hastalıklarına iyi gelmektedir.

Solunum yolu hastalıkları: Astım, bronşit gibi hastalıklara iyi gelmektedir.

Şeker hastalığı: Soyum içerdiği için şeker hastalıklarına iyi gelir.

Büyük Hun İmparatorluğu Hakkında Bilgi

MÖ 220-MS 220 yıllarında varlığını sürdürmüş olan Büyük Hun İmparatorluğu tarihte kurulmuş olan en büyük devletlerden bir tanesidir.

Hunlar, Orhun-Selenga ırmakları ve Ötüken bölgesinde varlıklarını sürdürmüşler ve bu bölgede bir devlet kurmuşlardır. Başkentleri Ötüken, kurucusu ve ilk hükümdarları Teoman’dır.

Teoman öldükten sonra yerine oğlu Mete geçmiş.(M.Ö 209) ve onun başarılı devlet adamlığı sayesinde ülke her geçen gün kuvvetlenerek daha da gelişmiştir. Mete Hunlar arasında birlik sağlayarak ardından diğer kavimleri ve Moğolları kontrol altına almıştır. Mete’nin bir diğer önemli icraatı Çin’i vergiye bağlamasıdır.

Mete devletin en önemli hükümdarıdır, onun zamanında Türkler tek bayrak altında toplanmış ve ordu onluk sisteme göre düzenlenmiştir. Mete’nin Çin’i işgal etmemesinin sebebi ise kalabalık bir ülke olan Çin’de Türklerin asimile olmasını engellemektir. Bu nedenle o Çin’i sadece vergiye bağlamıştır.

Mete’nin ölümünün ardından onun yerine oğlu Kİ-ok geçmiştir. Ki-ok Çinli bir prensesle evlenmiş bu nedenle Çin’in Hun İmparatorluğu üzerindeki baskısı artmıştır. Ayrıca devlet adamlarının da Çin ipeklerine ve lükse düşkünlüğü ülkenin zayıflamasına sebep olmuştur.

Sonuç olarak ise MÖ: 58 yılında Hun İmparatorluğu güney ve batı Hunları olmak üzere ikiye bölünmüş ardından Batı Hunları MÖ: 35 yılında Çinlerin egemenliği altına girmiştir. Bir grup Kuzey Hun’u ise Çinlilerin egemenliğine girmektense Avrupa’ya göç etmeyi tercih etmiştir.

Not: Çin ile olan Hun mücadelesine İpek Yolu’na hâkim olma isteği sebep olmuştur.

Ailenin Toplumdaki Yeri ve Önemi

Aile, toplumun en küçük yapı taşıdır. Bir toplumu oluşturan temel parça ailedir. Aile, anne, baba ve çocuktan meydana gelir, oluşan bu ailelerden ise toplum meydana gelir.

Bir toplumu meydana getiren ailelerin yapısı nasıl olur ise o toplum da o şekilde şekillenir. Çünkü yukarıda da dediğimiz gibi aileler toplumun temelini oluşturmaktadır.

Belirttiğimiz gibi aile toplumda oldukça önemli bir yere sahiptir. Aile, toplumun en küçük yapı taşıdır. Bir çift yuva kurup evlenir ve çocukları olur. Bu noktadan sonra aslında toplum şekillenmeye başlar. O çocuk nasıl yetişirse, o çocuğun kişiliği nasıl şekillenirse toplumda o yönde gelişme gösterir. O çocuk da büyüyüp bir birey olduğunda onlar da aile kurup çocuklarını aynı şekilde yetiştirip kişiliklerini şekillendirecekler. Bu nedenle topluma katılan her ailenin topluma olumlu ya da olumsuz bir etkisi vardır. ailelerdeki bireyler nasıl yetişirler ise toplumda o yönde yetişecektir. Çünkü toplumda aslında bir çocuk gibidir nereye çekilirse bireyler toplumu nasıl şekillendirilirse toplum o şekilde büyümektedir.

kaile

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; toplumun gelişmesi ve çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması da ailelere bağlıdır. Çünkü aileler ne kadar ouyan, çalışan ve araştıran bireyler yetiştirirse toplumumuz da o kadar gelişme ilerleme gösterecektir. Çünkü bir toplumun çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması yine bilim ile olmaktadır. Tüm bu nedenlerden dolayı aile toplum için oldukça önemli bir yapı taşıdır diyebiliriz.

Okuldan Korkan Çocuğa Nasıl Davranılmalıdır

Okulların açılması ile birlikte özellikle küçük sınıflarda ve ilk defa okula başlayan çocuklarda okul korkusu çok sık karşılaşılan bir durumdur. Bu durum hem velileri hem de öğretmenleri oldukça fazla rahatsız etmektedir. Peki, okul korkusunun aşılabilmesi için yapılması gerekenler nelerdir, bu sorun nasıl aşılabilir? İşte size öneriler:

kkorku

1.Çocuk fiziksel olarak bir rahatsızlığı olduğunu söylüyorsa onu öncelikle bir doktora götürmelisiniz.

2.Okulundan, öğretmeninden, arkadaşlarından ve sınıfından şikayet ediyorsa okulu ziyaret ederek bu durum gerçek olup olmadığını kontrol edin.

3- Onu korkularını anlatması için cesaretlendirin. Aynı şekilde okulda başına bir şey geldiğinde kimlerden yardım isteyeceği konusunda bilgilendirin.

4- Düzenli şekilde okula devam etmesini sağlayın. Bu konuda kesinlikle taviz vermeyin. Çok ısrar etse de gerekirse sınıfına kadar onu götürün ve sırasına yerleştirdikten sonra sınıftan çıkın.

5- Her şeyi yapmanıza rağmen içinden çıkılamayacak kadar zor bir durum ile karşı karşıya iseniz onu kademeli olarak alıştırmayı deneyin. Önce bir iki saat, sonra yarım gün, ardından da tam gün okulda kalmasını sağlayın.

6- Okula gittiği ve sorun çıkarmadığı günler için onu ödüllendirmeye çalışın

7-Kararlılığınızdan kesinlikle taviz vermeyin. Eğer bir gün bile onun isteği doğrultusunda hareket ederseniz sorunun daha da büyüyeceğini unutmayın. Problemin içinden çıkamadığınızda öğretmen, okul idaresi ve rehberlik servisinden yardım istemeyi unutmayın.

Yalnızlık İnsana Neler Öğretir

Her insan bir birey olarak toplumda hayatını idam ettirir. Her insanın çevresinde bir çok insan olabilir ya da olmayabilir çünkü her insanın çevresi aynı oranda kalabalık olmayabilir. Bazı insanlar ise çevrelerinde çok insan olmasına rağmen ise yalnızdır.

Yalnızlık, insana çok şey öğretir aslında. Çünkü yalnızlık çöle benzetilir. Suya benzetilen dost ya da insanlar olmadığında insan kendisini çölde gibi yalnız hisseder. Yalnızlık insana bir çok şey öğretir aslında. Mesela yalnız insanlar, kendileriyle konuşmayı ya da duvarlarla dertleşmeyi öğrenir. Yalnız insanlar, hayatlarında her sorunla her zorlukla kendi kendine baş etmeyi öğrenirler. Yalnız insanlar, zamanlarını nasıl geçirmeleri gerektiğini ya da boş zamanlarını doldurarak geçirmeyi öğrenirler.

kyalniz

Yalnız insanlar bazen çevrelerinde bir çok insan olduğu halde yalnızdır. Bazen insanın çevresi kalabalıktır ancak o insanlarla düşünceler uyuşmayabilir, insanlarla bir uyum yakalanamayabilir ya da insanlar kendilerini çevrelerinden dışlanmış görerek kabuklarına çekilirler ve bu da bir yalnızlık belirtisidir. Yalnız insanlar yalnızken de dimdik ayakta durmayı öğrenir…

Aslında yalnız insanlar aynı zamanda bir arayış çabası gösterirler. Neyi aradığını bilmezler; bazen kendilerini bazen ise yalnızlıklarına bir çare ararlar ama hep ararlar. Kısacası şunu söyleyebiliriz ki yalnızlık insana oldukça fazla şey öğretir… Yalnız insanlar kendileri ile ilgili soruların cevaplarını ararlar, yalnızlıklarını unutturacak bir şeyler ararlar. Yalnızlık insana kendini bulmayı öğretir…

Başarı Yüzde Yüz Kabiliyet Yüzde Doksan Dokuz Terdir

Her insan hayatta başarılı olmak ister ve bunun için de elinden geleni yaparak başarıya ulaşmaya çalışır. İnsanı başarıya götüren pek çok vardır ve bu faktöreler bazen tek başına bazen de bir arada ortaya çıkabilirler. Başarılı olmada etkili olan birçok faktör bulunsa da bu faktörlerin en başında çalışmak ve başarılmak istenen iş için emek vermek gelmektedir.

Başarılı olmada sadece yetenekli olmanın yeterli olduğunu düşünmek çok büyük bir yanlıştır. Çünkü sadece yetenek kişiyi başarıya taşımaz, başarılı olabilmek için istek ve çalışma azmi de gereklidir. Başarıda elbette ki yetenekler de önemlidir ancak bu yetenek işlenmediğinde ve etkili şekilde kullanılmadığında hiçbir işe yaramaz ve ziyan olur. Ziyan olmuş bir yetenek ise oldukça olumsuz bir durumdur ve insanı pek çok güzellikten mahrum bırakır. Başarılı olmak isteyen bir insan öncelikle amacını belirlemeli ve bu amaç doğrultusunda yapması gereken şeyleri bir düzene sokmalıdır. Bu planın yapılmasının ardından ise kişi emek vermeli ve bu çalışma esnasında alın teri dökmelidir.

kbasari

Hiçbir başarı alın teri dökülerek kazanılmış bir başarıdan daha kıymetli olmaz. Bu nedenle yapmak istediğimiz işleri şansa bırakmamalı, yeteneklerimiz doğrultusunda çalışarak hedefimize ulaşmaya çalışmalıyız. Unutmamak gerekir ki çalışılarak elde edilmiş bir başarının kişiye vermiş olduğu mutluluk başka hiçbir şeyde yoktur. Azimle çalışarak başarı yakalamak kişinin en büyük mutluluk kaynağıdır.

Edebiyatın Hayatımızdaki Yeri ve Önemi

Edebiyat, geçmişten günümüze kadar var olan ve kendini sürekli yenileyen bir akım olmuştur. Edebiyat ilk insanlardan günümüze kadar tüm insanlar için bir anlatım tarzı haline gelmiştir. İnsanlar, edebiyatın farklı türleri sayesinde duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade edebilmekte ve karşısındaki kişiye düşüncelerini rahatlıkla aktarabilmektedir.

Edebiyatın hayatımızdaki yeri ve önemi konusunda bir çok şey söylenebilir ancak edebiyatın hayatımızdaki en önemli özelliği ise duygu ve düşüncelerimizi rahatlıkla karşımızdaki insana aktarmamızı sağlamasıdır.

Eski insanlardan günümüze kadar yaşayan tüm insanlar edebiyata hayatlarında bir şekilde yer vermişlerdir. Bazı insanlar şarkı söyler, bazıları şiir yazar, bazıları hikaye yazar kimileri ise edebiyatın farklı alanlarıyla ilgilenerek duygu ve düşüncelerini aktarmaya çalışırlar.

Edebiyat tarih boyunca da farklı isimler almıştır ve insanlar edebiyat alanlarına farklı isimler takmışlardır yani bu da edebiyatın çok eski zaman dilimlerinden bu yana insanların hayatında yer aldığının bir kanıtıdır diyebiliriz.

Günümüzde ise edebiyat konuları hala tartışılmaktadır özellikle felsefe akımının estetik alanı edebiyat fazlasıyla inceler ve üzerinde düşünceler yürütülmektedir. Tüm bunlar edebiyatın aslında tüm insanlık için fazlasıyla önem arz ettiğini ve insanların edebiyata kayıtsız kalmadığını gösteriyor.

Yukarıda verdiğimiz bilgilerin ışığında şu çıkarımları yapabilir ki; edebiyat çalışmalarına da baktığımızda edebiyatın hayatımızdaki yeri ve önemi oldukça büyüktür. Çünkü insanlar bir şekilde duygu ve düşüncelerini çevrelerine ya da karşısındaki insanlara aktarma ihtiyacı hissederler ve bunu da ancak edebiyat ile gerçekleştirebilirler bu nedenle edebiyat hayatımızda oldukça önemlidir.

Çocuklara Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır

Okuma alışkanlığı yediden yetmişe tüm bireylerin kazanması gereken bir alışkanlıktır. Okumak, bireyi geliştirir zihnini ve ufkunu açar. İnsanlar, kitap okurken okuduğu kitabın dünyasına girer ve o kitabın kahramanlarının yerine kendini koyar böylece empati kurmayı öğrenirler. Yani okudukları kitabın kahramanlarının yerine kendilerini koyarlar ve “Ben olsam bu durumda ne yapardım” sorusunu ister istemez kendilerine sorarlar.

Yetişkin insanların kitap okuması ne kadar önemliyse çocukların kitap okuması ve okuma alışkanlığını kazanmaları da bir o kadar önemlidir. Ancak çocuklar kitap okuma alışkanlığını kazanmak konusunda başlangıç sürecinde sorun yaşarlar çünkü okuma alışkanlığının faydalarının bilincinde değildirler.

Çocuklara okuma alışkanlığını kazandırmak öncelikle ailesinin yani anne ve babasının görevidir. Sonrasında ise bu göreve öğretmeni de ortak olur. Yeni okuma öğrenen bir çocuğa okuma alışkanlığı kazandırılmalıdır ki çocuk bu alışkanlığını tüm hayatı boyunca sürdürsün ve kendini geliştirebilsin. Peki bu alışkanlığı çocuklara nasıl kazandırabiliriz?

Okumayı yeni öğrenen bir çocuk okumaya heveslidir hangi yazıyı görse okuma eğilimindedir. O yaştaki çocuklara okuma alışkanlığını kazandırabilmek için öncelikle çocukların ilgisini çekebilecek kitaplar seçilmelidir. Çocuklar okudukları kitaplardan zevk aldıkça okuma alışkanlığını edinirler. Bu alışkanlıklarını hayatları boyunca sürdürürler. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki çocuklar öncelikle annesini ve babasını model alırlar. Onlara okuma alışkanlığını kazandırırken anne ve babalarının da onlarla birlikte günün belirli bir zaman diliminde kitap okumaları çocukların okuma alışkanlığını kazanmalarına yardımcı olacaktır. Anne ve babalarının kitap okuduğunu göre çocuklar da okuma alışkanlığını daha rahat edinebilecektir.

Fiziğin Alt Dalları Nelerdir

1) Mekanik Fiziği: Güneş sistemini, gezgenin hareketlerini, kuvvet ve hareketin nasıl gerçekleştiğini, durgunluğun gerçekleşmesini inceleyen fizik dalına mekanik fiziği adı verilmektedir. Bunun bir diğer adı Klasik Fizik ya da Newton Fiziği olarak bilinmektedir.

2) Elektrik Fiziği: Elektrik yükü ile beraber bu yükün hareket etmesi sonucu meydana gelen elektrik akımını, yükün hareket etmeden durmasını inceleyen fizik dalına hareket fiziği adı verilmektedir.

3) Manyetizma Fiziği: Manyetik alanları ve bu alanlardaki kuvvet ve etkileşimlerini inceleyen fizik dalıdır. Manyetizma fiziği aynı zamanda demir, nikel, kobalt gibi maddeleri çeken cisimleri ve mıknatısları da incelemektedir.

4) Atom Fiziği: Atom fiziği maddenin yapısını meydana getiren atomları ve bu atomların özelliklerini incelemektedir. Atom fiziği araştırmacıları incelemelerinde manyetik ışımaları inceleyen spektrometreyi kullanır.

5) Termodinamik: Isı, sıcaklık, genleşme, enerji, enerji değişimleri ve enerji dönüşümlerini inceleyen fizik dalına termodinamik adı verilmektedir.

6) Optik: Işık, ışığın yapısı, kırılması, yansıması gibi olayları inceleyen fizik alt dalına optik adı verilmektedir. Mercek, dürbün, mikroskop, teleskop üretimlerinde yararlanılan fizik dalı optiktir.

7) Nükleer Fizik: Atom çekirdeğinin yapısını, atom çekirdeğindeki nötron ve protonların bir arada durmasını sağlayan nükleer kuvvetleri, çekirdeğin yansımalarını ve etkilerini inceleyen fizik dalına nükleer fizik adı verilmektedir.

8) Katı Hal Fiziği: Şekil değiştiremeyen çok sert maddeler bu fizik dalının alanına girmektedir. Özellikle kristal yapılar ve bunların oluşumu katı hal fiziğinin en çok ilgilendiği konudur.