Denize Düşen Yılana Sarılır İle İlgili Cümle

Denize düşen yılana sarılır atasözünün anlamı, denize düşen yılana sarılır ile ilgili cümle konularında sizlere bilgi aktaracağız.

Denize düşen yılana sarılır atasözü, genellikle bir tehlikede olan bir kimsenin o telaş ile başka bir tehlikeli durumu kurtuluş sanıp ona yönelmesidir. İnsan bir tehlikedeyken ya da kötü bir durumdayken durumu fark edemez ve çözüm sandığı durumlar aslında bir yılan kadar tehlikeli olabilir.

Denize düşen yılana sarılır ile ilgili cümle örnekleri;

– O kadar çok korkmuştu ki böyle yaparak denize düşen yılana sarılır misali başını derde soktu.

Denize Düşen Yılana Sarılır İle İlgili Cümle Başlıklı Yazımız Hakkındaki Yorumlarınızı Aşağıdaki Yorum Kısmından Hemen Bize Yazın. 

Hava Durumu Nasıl Oluşur

Hava tahmini nasıl yapılır, hava durumu nasıl oluşur konularında sizlere kısaca bilgi vereceğiz.

Hava tahmini, Herhangi bir bölge, ülke ya da bir merkezde, belirli bir zaman zarfı içinde yaşanabilecek meteorolojik olayların gözlem ve analizler yoluyla subjektif ve objektif yöntemler kullanılarak tahmin edilmesine hava durumu adı verilir.

Hava tahminleri üç basamakta yapılır:

– Gözlemler

– Analiz

– Tahmin

Gözlem: hava durumu alınacak bölgenin gözlemlenerek bir sonuca varılmasıdır.

Gözlemler ve kullanılan teknikler;

– Yer gözlemleri

– Gemi gözlemleri

– Yüksek atmosfer gözlemleri

– Radar ürünleri

– Uydu görüntüleri

– Otomatik meteoroloji istasyonları verileri

Hava Durumu Nasıl Oluşur Başlıklı Yazımız Hakkındaki Yorumlarınızı Aşağıdaki Yorum Kısmından Hemen Bize Yazın. 

Aşıyı Bulan Bilim Adamları

Aşıyı kim icat etti, aşıyı bulan bilim adamları konusunda sizlere bilgi vereceğiz.

İlk aşı çalışmalarına Çin’de başlanmıştır. Hastalık virüslerinin insan vücuduna verildiğinde insanların bağışıklık kazanacağı ve hasta olmayacağı kanısına varılmıştır ve bunun üzerine bir çok bilim adamı bir çok aşıyı bulmuştur.

Kuduz aşısı: Pasteur 1885 senesinde kuduz aşını bulmuştur.

Kolera aşısı: 1892’de Laffnike bulmuştur.

Tifo aşısı: 1896 tarihinde Wright bulmuştur.

Verem aşısı: 1882 tarihinde Robert Koch tarafından icat edilmiştir.

Difteri aşısı: Ramon ve Glenny tarafından 1923 senesinde icat edilmiştir.

Boğmaca aşısı: Madsen, 1923 yılında icat etmiştir.

Tetanoz aşısı: 1927 tarihinde Ramon ve Zoeller tarafından icat edilmiştir.

Humma Aşısı: 1932 tarihinde Sellard ve Laigret tarafından icat edilmiştir.

Kabakulak Aşısı: 1949 senesinde Smorodintsev tarafından icat edildi.

Kızamık Aşısı: Edmonston 1960 yılında ilk olarak kızamık aşısını bulmuştur. Sonra Schwartz tarafından tekrar oluşturulup geliştirilmiştir.

Su çiçeği aşısı: 1973 yılında Takashashi tarafından icat edilmiştir.

Hepatit B Aşısı: 1976 senesinde Maupas ve Hillmann tarafından icat edilmiştir.

Menenjit Aşısı: 1968 senesinde meningokok C memjiti aşısı, 1971 yılında meningokok A menenjit aşısı bulunmuştur. Günümüzdeki menenjit aşısı olan Hemofilus İnfluenza tip B aşısı 1980 yılında bulunmuştur.

Aşıyı Bulan Bilim Adamları Konulu Yazımız Hakkındaki Yorumlarınızı Aşağıdaki Yorum Kısmından Hemen Bize Yazın. 

Türkiye’de Erozyonun Görüldüğü Yerler

Türkiye’de erozyonun en çok görüldüğü yerler, Türkiye’de erozyonun görüldüğü yerler konusunda sizlere bilgi vereceğiz.

Erozyon, bir doğal afet türüdür. Erozyonun tanımını yapacak olursak;

Erozyon, toprağın kayarak yer değiştirmesidir. Erozyon sonucunda can ve mal kayıplarına neden olunabilir. Bu da ciddi kayıplara yol açar. Erozyon ile mücadele etmek için öncelikle ağaçlandırmaya önem verilmelidir. Yani boş araziler ağaçlandırılmalı ve eğimi fazla olan arazilerde eğitim ters yönünde ekim dikim yapılmalıdır.

Türkiye’de erozyonun görüldüğü yerler;

Erozyon genellikle bitki örtüsünün zayıf ve seyrek olduğu yerlerde görülmektedir. Erozyon, en fazla İç Anadolu bölgesinde ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde görülür. İç Anadolu bölgesindeki Ürgüp-Nevşehir’i erozyon alanına örnek olarak verebiliriz.

Türkiye’de Erozyonun Görüldüğü Yerler Başlıklı Yazımız Hakkındaki Yorumlarınızı Aşağıdaki Yorum Kısmından Hemen Bize Yazın. 

Reşat Nuri Güntekin Hayatı ve Eserleri

Reşat Nuri Güntekin Hayatı ve Eserleri Kısaca Bilgi

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden 1912 yılında mezun olan Reşat Nuri Güntekin, 25 Kasım 1889, İstanbul doğumludur. öğrenim hayatını tamamladıktan sonra 1913 yılında öğretmen olarak Bursa’da görev yapmaya başladı. Uzun yıllar öğretmenlik yapan yazar 1931’de Milli Eğitim müfettişi olarak görev yapmaya başladı. Milli Eğitim’deki görevine son vererek 1933 yılında Çanakkale Milletvekili oldu ve 10 yıl görevini sürdürdü. 1943’ten sonra ise Paris Kültür Ateşesi olarak çalıştı ve 1954’te yoğun çalışma hayatını sonlandırarak emekli oldu. Kanser teşhisi konan Güntekin, tedavi olmak için Londra’ya gitti ancak yine de sağlığına kavuşamadı ve Londra’da hayatını kaybetti. Naaşı İstanbul’a getirildi ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Birinci Dünya Savaşı’nın son dönemleri olan 1917’de edebiyata yöneldi ve yazmaya başladı. İlk eseri de yine 1917’de yayınladı, adı Eski Ahbap idi. 1918 yılında ise tiyatro eleştirileri yazmaya başladı. Bir yandan da dergilere hikayeler yazıyordu. Şair Dergisi, Nedim Dergisi ve Büyük Mecmua’ya gönderdiği hikayeleri okuyucularıyla buluşsa da halk tarafından tanınması Çalıkuşu’nun yayınlanması ile gerçekleşti. Vakit Gazetesi’nde 1922 yılında tefrikası yayınlanan Çalıkuşu ile edebiyatımız taşra atmosferinde geçen romanlar ile tanıştı. Romandaki Feride karakteri idealist bir genç kızı anlatmaktaydı ancak olayın Anadolu’da geçmesi ile aydın ve Anadolu yapısını sentezledi. yazdığı romanları genel olarak sosyal konulardan oluşsa da kısa hikayelerinde mizaha da yer verdi.

Gerek çeviri, gerek küçük yazıları olsun tüm küçük ve büyük eserleri toplamda 100’ü geçen büyük yazarımız 7 Aralık 1956’da hayatını kaybetmiştir. 19 adet telif romanı, 7 adet ise hikaye kitabı vardır.

1927’de Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar; 1928’de Leyla ile Mecnun; 1930’da ise Olağan İşler adındaki hikaye kitapları yayınlanmıştır.
İlk cildi 1936’da, ikincisi 1966’da olmak üzere Anadolu Notları adında gezi yazısı yayınlanmıştır.Yazdığı oyunlar da vardır ve en meşhuru Balıkesir Muhasebecisi (1953) ve Tanrıdağı Ziyafeti (1955)’ dir.
Türk edebiyatına damga vuran yazarın çok sayıda romanı vardır: Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955)

Eserleri yazarın vefatından sonra eşi tarafından tekrar ele alınmış ve büyük bir külliyat olarak yayınlanmıştır.