Şu An Kaçıncı Yüzyıldayız 2017

Şu an kaçıncı yüzyıldayız konusunda sizlere bilgi vereceğiz.

Kaçıncı yüzyılda olduğumuzu hesaplamak aslında hiç de zor bir işlem değildir. Şuan 2017 yılındayız. İçinde olduğumuz yılın ilk iki rakamına +1 eklediğimiz zaman kaçıncı yüzyılda olduğumuzu bulabiliriz. Örneğin; şuan 2017 yılındayız 20+1= 21. yüzyılda olduğumuzu hesaplamış oluruz.

21. yüzyıla 2000 yılı ile birlikte girmiş olmaktayız. 2000 yılı ile birlikte 21. yüzyıl da başlamış bulunmaktadır ve 21. yüzyıl 2100 yılına kadar devam edecektir.

Şu An Kaçıncı Yüzyıldayız 2017 Başlıklı Yazımız Hakkındaki Yorumlarınızı Aşağıdaki Yorum Kısmından Hemen Bize Yazın.

Türkçeyi Yabancı Kelimelerden Nasıl Koruruz

Türkçe, sondan eklemeli bir dildir ve oldukça kolay olan bir dildir. Fakat son dönemlerdeki zaman dilimlerine baktığımızda Türkçe diline çok farklı sözcüklerin ya da sözcük gruplarının girdiğini görmekteyiz. Bu durum zamanla Türkçeyi asimile etmiştir.

Teknoloji çağına girmemiz ile birlikte Türkçe’de de gözle görülür ciddi bir şekilde değişmeler gözlenmiştir. Teknoloji aletlerinin isimlerine Türkçe kavramlar bulunması yerine yabancı sözcükler kullanmılmaya başlanmıştır. Örneğin; yazıcı yerine printer, fare yerine mouse, kaset çalar yerine walkman gibi terimler kullanılmıştır. Bu durum Türkçe dilini oldukça yıpratmış ve dil asimile olmaya başlamıştır yani özlük özelliklerini kaybetmeye başlamıştır.

Türkçeyi diğer yabancı dillerin etkisinden kurtarmak ya da korumak aslında çok zor bir şey de değildir. Çünkü Türkçe, kelime hazinesi olarak zengin bir dildir ve sonradan eklenen yabancı kelimelere aslında hiç ihtiyacı yoktur.

Eğer Türkçeyi yabancı dillerden korumak istiyorsak öncelikle printer yerine yazıcı, mouse yerine fare, walkman yerine kaset çalar gibi terimleri kullanmalıyız. Tabi ki tüm bu yabancı kelimeler Türkçeye girerken bir taraftan da Türk Dil Kurumu bazı kavramlara Türkçe kavramlar eklemiştir. Mesela, günümüzde sıkça kullanılan “selfie” kelimesinin yerine Türk Dil Kurumu “Öz çekim” adını vermiştir. Aslında bu çalışma da bir nevi Türkçeyi koruma çabalarıdır. Ayrıca Türk Dil Kurumu Türkçeyi sadeleştirmek ve yabancı kelimelerden korumak adına otobüse çok oturgaçlı götürgeç, yumurtaya fırlangıç gibi isimler de vermişlerdir. Yani aslında Türkçeye ait kelimeleri kullandığımızda Türkçeyi yabancı kelimelerden korumak hiç de çok bir iş değildir.

Sağlık Varlıktan Yeğdir Atasözünün Anlamı

sağlık, insanların ruhen ve bedenen iyi olma durumudur. İnsanlar hem ruhen hem de bedenen iyi olduklarında sağlıklı olduklarını ifade edebilirler.

Sağlık, bütün insanların hayatında önemli bir yer tutmaktadır. İnsanlar ancak sağlıklı olduklarında çalışabilirler, okuyabilirler ya da topluma faydalı işlerde bulunabilirler. sağlıklı olmayan bir insan, ne kadar zengin de olsa malından mülkünden vazgeçer çünkü sağlık en önemlisidir ve sağlık yok ise ne paranın ne pulun hiç kimse için hiç bir önemi yoktur.

Sağlık varlıktan yeğdir atasözü de aslında yukarıda belirttiğimiz hususları ifade etmek için kullanılan bir atasözüdür. Sağlık varlıktan yeğdir derken aslında sağlık varlıktan daha önemlidir. Eğer bir insanın sağlığı yerinde ise yani eğer bir insan sağlıklı ise çalışır çabalar ve varlığını kendi kendine yapar ancak sağlık şartları el vermediği sürece, sağlığı izin vermediği sürece ne çalışabilir ne de varlık yapabilmek için çaba gösterebilir. Zaten bir de şöyle bir nokta var ki; insanın sağlığı olmadıktan sonra varlığını yiyecek ya da varlığını harcayacak enerjiyi kendilerinde bulamazlar. Bu nedenle sağlık herkes için önceliklidir hatta insanların hayatlarında en önemli sağlık olmalıdır.

Belirttiğimiz gibi eğer bir insan sağlıklı olmadığımız sürece sahip olduğumuz hiç bir varlığın bir önemi yoktur. Çünkü insanlar sağlıkları olmadığı süre sahip oldukları varlıkların tabir-i caizse keyiflerini bile çıkaramazlar. Bu nedenle sağlık varlıktan yeğdir diyebiliriz.

kspor

Terazi Var Tartı Var Her Şeyin Bir Vakti Var Atasözünün Anlamı

İnsanlar, doğdukları andan itibaren sosyal bir ortamın içine doğarlar ve o ortamda büyümeye başlarlar, kendi ayakları üzerinde durmaya başladıklarında ise artık hayatları ile ilgili tüm hesapları kendileri yaparlar ve çevrelerindeki insanlarla olan ilişkilerini kendileri düzenlerler.

İnsanlar kendi ayakları üzerinde durup hayatlarının sorumluluklarını üzerlerine almaya başladıktan sonra olan tüm olaylara kendileri göğüs gererler. Olan biten her şeyi beyin süzgecinden geçirirler. Terazi var tartı var her şeyin bir vakti var atasözü ise aynen bu atasözünü açıklamaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi insanlar günlük hayatla bin bir çeşit olaylarla karşılaşabilirler bu olaylar arasında muhakeme yapmak durumunda kalabilirler. Terazi var tartı var her şeyi bir vakti var atasözünde ise terazi ve tarzı ölçüp tartmayı ifade eder insanlar her şeyi ölçüp biçerler herhangi bir olay karşısında ol olayı şartlarına göre değerlendirirler ve vakt-i zamanı geldiğinde ise bu konuyu gün ışığına çıkarabilirler.

Terazi var tartı var her şeyin bir zamanı var atasözünde anlatılmak istenen anlam şudur ki; olan her hangi bir durum karşısında ya da her hangi bir saklanan eşya karşısında savruk ya da fevri davranılmamalıdır. Öncelikle o durum ölçülüp tartılmalıdır ve bir karara bağlandıktan sonra lazım olacağı vakit beklenmelidir ki o durum bir önem taşısın.

Kısacası şöyle diyebiliriz ki; her şeyi bir zamanı vardır; önce şartları ile birlikte düşünülmeli daha sonra ise zamanı geldiğinde öne sürülmelidir.

kzaman

Ağaç Yaş İken Eğilir Atasözünün Anlamı

İnsanlar doğdukları andan itibaren sürekli gelişime açık olurlar. Hayatlarının her dönemlerinde belirli konularda hayata hazırlanırlar, her konuda tecrübe edinirler ve her konuda yatkınlık kazanırlar.

Her insan doğduğu andan itibaren büyürken yukarıda da dediğimiz gibi sürekli bir şeyler öğretir ve hayatına sürekli bir şeyler katar. Fakat insanlar bir şeyler öğrenirken her yaş aralığındaki öğrenme oranları farklıdır. Örneğin, okul öncesi yaşındaki bir çocuk ile ortaöğretim yaşındaki bir çocuğun öğrenme kapasitesi aynı değildir. Okul öncesi yaşındaki çocuk, öğrenmeye daha fazla açık olduğundan dolayı algıları daha da açıktır ve kendisine öğretilen kavramları ya da hareketleri daha çabuk öğrenebilir.

kagac

Ağaç yaş iken eğilir atasözü de aslında bu durumu anlatmaktadır. Eğer bir kimseye bir alışkanlık, tutum ya da davranış kazandırılmak isteniyor ise bu tutum ve davranışlar o kimseye küçük yaşta kazandırılmalıdır. Bunun nedeni yukarıda da dediğimiz gibi küçük yaştaki insanlar öğrenmeye daha fazla açıktırlar ve öğretilen olguları, kavramları ya da olayları daha çabuk algılarlar yani 4-5 yaşlarındaki bir çocuk ile 17-18 yaşlarındaki bir çocuğun öğrenme kapasiteleri aynı değildir. Küçük çocukların zihinlerini boş bir levha olarak düşünecek olur isek o boş levhalara bilgiler kaydetmek daha kolay olacaktır. Bu sebeple ağaç yaş iken eğilir atasözü de bir davranış ya da bir alışkanlık insanlara küçük yaşta öğretilir anlamını aktarabilmek için kullanılan bir atasözüdür.

Ailenin Toplumdaki Yeri ve Önemi

Aile, toplumun en küçük yapı taşıdır. Bir toplumu oluşturan temel parça ailedir. Aile, anne, baba ve çocuktan meydana gelir, oluşan bu ailelerden ise toplum meydana gelir.

Bir toplumu meydana getiren ailelerin yapısı nasıl olur ise o toplum da o şekilde şekillenir. Çünkü yukarıda da dediğimiz gibi aileler toplumun temelini oluşturmaktadır.

Belirttiğimiz gibi aile toplumda oldukça önemli bir yere sahiptir. Aile, toplumun en küçük yapı taşıdır. Bir çift yuva kurup evlenir ve çocukları olur. Bu noktadan sonra aslında toplum şekillenmeye başlar. O çocuk nasıl yetişirse, o çocuğun kişiliği nasıl şekillenirse toplumda o yönde gelişme gösterir. O çocuk da büyüyüp bir birey olduğunda onlar da aile kurup çocuklarını aynı şekilde yetiştirip kişiliklerini şekillendirecekler. Bu nedenle topluma katılan her ailenin topluma olumlu ya da olumsuz bir etkisi vardır. ailelerdeki bireyler nasıl yetişirler ise toplumda o yönde yetişecektir. Çünkü toplumda aslında bir çocuk gibidir nereye çekilirse bireyler toplumu nasıl şekillendirilirse toplum o şekilde büyümektedir.

kaile

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; toplumun gelişmesi ve çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması da ailelere bağlıdır. Çünkü aileler ne kadar ouyan, çalışan ve araştıran bireyler yetiştirirse toplumumuz da o kadar gelişme ilerleme gösterecektir. Çünkü bir toplumun çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması yine bilim ile olmaktadır. Tüm bu nedenlerden dolayı aile toplum için oldukça önemli bir yapı taşıdır diyebiliriz.

İletişimde Dilin Önemi Nedir

İletişim, iki insan arasındaki bilgi alışverişine verilen isimdir. İnsanlar belirli yöntemlerle iletişim kurarak duygu ve düşüncelerini birbirlerine aktarırlar.

İletişimin; kullanılan dil, mesaj, kanal, geri dönüt gibi ögeleri vardır ve insanlar iletişim kurarken bu ögeleri kullanırlar. İletişim kurmanın aslında bir çok yöntemi vardır; mimiklerle ya da dille konuşarak iletişim kurulabilir. Konuşarak kurulan iletişim ise en fazla anlaşılır olan ve iletişimin kurulmasını en çok kolaylaştıran bir olgudur.

Dil, iletişimde önemli bir faktördür. Yukarıda da dediğimiz gibi insanlar dil sayesinde daha anlaşılır bir şekilde iletişim kurabilmektedirler. Ayrıca dil, insanların arasındaki kültürel etkileşimi de sağlar yani insanlar o dil sayesinde birbirlerine duygu ve düşüncelerinin yanı sıra, kültürel özelliklerini, dil özelliklerini, inanç biçimlerini aktarırlar.

kiletisim

Dil sayesinde iletime giren insanlar karşılarındaki insanın da kültürel özelliklerini ve dilinin özelliklerini öğrenir. Çoğu zaman aynı kültürden insanlar iletişim kurabilirler fakat elbette farklı kültürlerden insanların bir araya gelip iletişim kurduğu da olmaktadır. Bu durumda da insanlar kendilerinin kültürel özelliklerini iletişimin içerisinde birbirlerine aktarırlar.

İletişim bazen mimiklerle de kurulabilir. İnsanlar, kızgınlıklarını, heyecanlarını, şaşkınlıklarını, mutluluklarını mimikleriyle karşısındaki insana çok rahat bir şekilde aktarabilir. Ancak yukarıda da dediğimiz gibi her ne kadar mimikler de bir iletişim seçeneği olsa da dil, iletişimde ayrı bir öneme sahiptir. Çünkü insanlar dil ile iletişim kurarken duygu ve düşüncelerini daha akıcı ve anlaşılır bir şekilde aktarabilirler.

Kitap Okumak İnsanlara Ne Gibi Faydalar Sağlar

Kitap okuma alışkanlığı, okuma yazmayı öğrendiğimiz yaştan beri kazanmamız gereken bir alışkanlıktır. Okumaya başladığımız dönemlerde ilgimizi çeken kitaplarla başlarız okuma alışkanlığımızı kazanmaya sonrasında ise hayatımız boyunca bu alışkanlığımızı devam ettiririz.

Kitap okuma alışkanlığının insanlara zararı hiç yoktur ancak faydası sayılamayacak kadar çoktur. Kitap okumayı alışkanlık haline getiren bir kimse her anlamda kitap okumayan insana göre farklılıklar gösterir. Örnek verecek olursak sürekli kitap okuyan bir kimse kelime hazinesini daha da geliştirir ve günlük konuşma dilinde bile kullandığı kelime sayısı daha fazla olur. Ayrıca kitap okuyan bir kimse günlük hayatta da konuşurken basit kelimeler yerine modern kelimeler kullanmayı seçer.

kkitap

Düzenli bir şekilde kitap okuyan ve bunu her gün alışkanlık haline getiren bir kimse kendisini çevresine çok rahat bir şekilde anlatabilir, duygu ve düşüncelerini etrafına daha doğru ve anlaşılır bir şekilde aktarabilir. Ayrıca düzenli bir şekilde kitap okuyan, kitap okumayı alışkanlık haline getiren bir kimse karşısındaki bir kişi ile konuşurken, herhangi bir konuda duygu ve düşüncelerini dile getirirken kekelemeden ve kendinden emin cümlelerle konuşur çevresindeki insanlar onu çok rahat bir şekilde anlar.

Sürekli kitap okuyan insan, empati duygusunu da yaşamayı öğrenir. Okuduğu kitabın kahramanlarının hangisine kendisini en yakın hissediyor ise onun yerine kendini koyar ve mevcut olaylar karşısında kendisinin ne yapacağını düşünür. Yani bol bol kitap okumanın faydalarından birisi de insanlara karşısındaki insanın yerine kendini koyabilme yani empati kurabilme davranışıdır.

Yalnızlık İnsana Neler Öğretir

Her insan bir birey olarak toplumda hayatını idam ettirir. Her insanın çevresinde bir çok insan olabilir ya da olmayabilir çünkü her insanın çevresi aynı oranda kalabalık olmayabilir. Bazı insanlar ise çevrelerinde çok insan olmasına rağmen ise yalnızdır.

Yalnızlık, insana çok şey öğretir aslında. Çünkü yalnızlık çöle benzetilir. Suya benzetilen dost ya da insanlar olmadığında insan kendisini çölde gibi yalnız hisseder. Yalnızlık insana bir çok şey öğretir aslında. Mesela yalnız insanlar, kendileriyle konuşmayı ya da duvarlarla dertleşmeyi öğrenir. Yalnız insanlar, hayatlarında her sorunla her zorlukla kendi kendine baş etmeyi öğrenirler. Yalnız insanlar, zamanlarını nasıl geçirmeleri gerektiğini ya da boş zamanlarını doldurarak geçirmeyi öğrenirler.

kyalniz

Yalnız insanlar bazen çevrelerinde bir çok insan olduğu halde yalnızdır. Bazen insanın çevresi kalabalıktır ancak o insanlarla düşünceler uyuşmayabilir, insanlarla bir uyum yakalanamayabilir ya da insanlar kendilerini çevrelerinden dışlanmış görerek kabuklarına çekilirler ve bu da bir yalnızlık belirtisidir. Yalnız insanlar yalnızken de dimdik ayakta durmayı öğrenir…

Aslında yalnız insanlar aynı zamanda bir arayış çabası gösterirler. Neyi aradığını bilmezler; bazen kendilerini bazen ise yalnızlıklarına bir çare ararlar ama hep ararlar. Kısacası şunu söyleyebiliriz ki yalnızlık insana oldukça fazla şey öğretir… Yalnız insanlar kendileri ile ilgili soruların cevaplarını ararlar, yalnızlıklarını unutturacak bir şeyler ararlar. Yalnızlık insana kendini bulmayı öğretir…

Doğal Afetlerin Hayatımıza Etkileri

Doğal afetler, insanların hayatlarını fazlasıyla etkileyen olaylardır. Öyle ki doğal afetler sonrasında insanların hayatları tamamen değişebilir hatta insanlar sil baştan hayatlar kurmak durumunda kalabilirler.

Sel, deprem, heyelan ve çığ gibi olaylar doğal afet olarak bildiğimiz olaylardır. Bu olaylar insanların başına geldiğinde can ve mal kaybına neden olabilir. Özellikle sel ve depremlerden sonra insanlar evlerini, yakınlarını hatta yaşamlarını bile kaybedebilirler. Bu nedenle insanlar doğal afet olaylarına karşı önlemler almalıdırlar. Örneğin; insanlar, evlerini depreme dayanıklı yaptırmalıdırlar buna ek olarak evlerine depreme karşı deprem sigortası yaptırabilirler. Böylece depremden en azın şekilde etkileneceklerdir. 1999 Marmara depreminde özellikle Marmara bölgesi ve Adapazarı çevresinde oldukça fazla can ve mal kaybı yaşanmıştır. İnsanlar evlerini hatta ailelerini kaybetmişlerdir. Bu nedenle doğal afetlerin verdiği hasarlar oldukça fazladır.

Heyelan afetlerinde de insanlar son derece dikkatli olmalıdırlar. Toprak kaymasının yoğun olarak faaliyet gösterdiği bölgelere yerleşim yeri kurulmamalıdır. Çünkü herhangi bir toprak kayması olayında evler yıkılabilir.

Yukarıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı doğal afetlerin hayatımıza etkileri büyüktür. Hele de dediğimiz gibi eğer doğal afetlere karşı önlem almaz isek doğal afetlerin hayatımıza etkileri daha da büyümektedir. Şunu unutmamalıyız ki; doğal afetlerin etkileri insanların aldıkları önlemlere göre azalar ya da artar kısacası bu etkilerin azalması ya da doğal afetlerin neden olduğu can ve mal kayıplarının oranı insanların aldığı önlemlerle ters orantılıdır. Önlem ne kadar çok olur ise doğal afetlerin hayatımıza olan etkileri o kadar az olur.